Paris’i
18 yıl aradan sonra tekrar görme şansım oldu ve her ne kadar baştan
Fransızların turistlere karşı aklımda kalan antipatik tavırları nedeniyle
isteksiz de gitsem şehrin hakkını teslim etmem lazım. Geçen zaman içinde belki
Avrupa’daki ekonomik krizin de etkisiyle Fransızlar yabancılara karşı çok daha
konuksever ve sıcak yaklaşıyorlar. Montparnasse semtinde kaldığımız otel çok
mütevazı ama bütçe olarak çok uygundu ve konum olarak mükemmeldi. Tek
hayıflandığım şey ise Jean-Paul Sartre’ın mezarının da olduğu Montparnasse
mezarlığını saatini uyduramadığım için gezememek oldu ama sıcak havada içtiğim
buz gibi bira ve ardından Fransız şarabı bana bu derdimi unutturdu. Yine Montparnasse
138 isimli restoran inanılmaz bir lezzet deneyimiydi, özellikle pırasa soslu
midyesi ve profiterolü harikaydı.
Euro
Disney ise benim için olmasa da olabilecek (hatta olmasa daha iyi olurdu) ama
kızım için olağanüstü bir hayal alemiydi. Tüketimi aşırı derecede körükleyen,
fiyatların pahalı, eğlencelere girmek için sıraların uzun olduğu ve akabinde
hepsinin 3-5 dakika sürdüğü bu yapay dünya aynı zamanda ticari bir başarı
öyküsü olmalı çünkü 3 gün boyunca iğne atsanız yere düşmeyecek bir kalabalık
vardı ve yılda 16 milyon turistle Avrupa’nın en fazla ziyaretçi çeken yeri
olduğunu öğrenince de gözlemim doğrulandı. Disneyland ve Paris toplam 44 milyon
ziyaretçiyle Türkiye’nin toplam 30 milyon olan turist sayısını epey geçiyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder