11 Ekim 2013 Cuma

AB Üyeliği, Kişi Başı Gelir ve Türkiye'nin Dünyadaki Yeri


1980 darbesi Türkiye için maalesef çok acı bir dönüm noktasıdır çünkü 70’li yıllarda benzer sosyal ve politik atmosferlere sahip İtalya, Yunanistan, İspanya ve Portekiz gibi ülkeler içinde İtalya haricindekiler 80’li yıllarda Avrupa Birliği’ne üye oldular. O zamana kadar da bu ülkelerde kişi başı gelir Türkiye’den fazlaydı ama üyelikten sonra aradaki makas gittikçe açıldı. Ecevit’in ‘onlar ortak, biz pazar oluruz’ söylemi, 70’li yıllarda yaşanan siyasi karmaşanın ardından 1980 darbesiyle işbaşına gelen askeri hükümetin demokrasiyi askıya alması ve tabii ki hiçbir Avrupa Birliği ve demokrasi kaygısının olmaması Türkiye’ye çok ağır bedeller ödetti. Aşağıdaki tabloda onar yıllık aralıklarla beş ülkenin kişi başı gelirindeki değişimleri gösterip analiz etmek istiyorum:

 

                        Yunanistan            İtalya            Portekiz          İspanya          Türkiye

1969                1.284$                   1.813$          766$               1.078$            561$

1979                5.491$                   6.735$          2.716$             5.615$          2.073$

1989                7.387$                   16.128$        5.882$            10.348$         2.810$

1999                12.639$                 21.258$        12.473$          15.487$         3.943$

2009                28.907$                 35.251$        22.084$          31.782$         8.528$

 

Kaynak:http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_countries_by_past_and_future_GDP_(nominal)_per_capita

 
Daha iyi fikir vermesi açısından bu ülkelerdeki nüfus değişimlerini de irdelemek lazım:

 
                        Yunanistan          İtalya             Portekiz         İspanya           Türkiye

1969                8,8 M                  53,5 M            9,1 M            33,4 M           34,4 M

1979                9,5 M                  56,3 M            9,7 M            37,1 M           43,5 M

1989                10,1 M                56,7 M            9,9 M            38,8 M           54,9 M

1999                10,9 M                56,9 M          10,2 M            39,9 M           66,3 M

 2009                10,8 M                58,1 M          10,7 M           40,5 M           72,5 M

 
Kaynak: http://www.nationmaster.com/red/pie/peo_pop-people-population&date=2009 ve http://www.indexmundi.com/g/g.aspx?v=21&c=tu&l=en

Gördüğünüz gibi bir zamanlar kendimize gerçekçi bir hedef olarak belirleyebileceğimiz ülkeler arasında nüfus artış hızı Türkiye kadar yüksek olup da 40 yıl içinde bırakın iki katından fazla arttıran, %25’lik bir artış yaşayan bile yok. Zaten bana göre AB’nin Türkiye’yi üye olarak istememesinin dini ve kültürel farktan çok daha önemli iki tane nedeni var:

1-     Avrupa Parlamentosu’nda nüfusa dayalı oy oranı olduğu için özellikle Almanya ve Fransa’nın kendi oy güçlerini kaybetmek istememeleri ve Türkiye’nin nüfusunun azalarak da olsa artmaya devam etmesi,

2-     Çok karışık olan Ortadoğu, İran ve Kafkas ülkelerine komşu olmak istememeleridir.

Bütün dünyada soğuk savaşın sürdüğü, sağ-sol kavgalarının yaşandığı, petrol ambargosu ve Türkiye için üstüne üstlük Kıbrıs Harekatı’nın cezalandırıldığı 70’li yıllar yağ ve benzin kuyruklarıyla ekonomik bir facia gibi hatırlanmakla birlikte sabit nüfus hesabıyla bu yıllarda İspanya’nın kişi başı geliri 5,8 kat artarken 2. sıradaki Türkiye’nin kişi başı geliri 4,7 kat, aynı şekilde 1974 harekatıyla askeri cuntadan kurtulan Yunanistan’ın (Yunanistan’a demokrasiyi getirdik, inşallah bir gün bize de gelir) 4,6 kat, Kızıl Tugaylar ve diğer terör örgütleriyle zor yıllar geçiren ‘anni di piombo’ yani kurşun yıllar olarak anılan bu dönemde İtalya’nın 3,9 kat artmıştır. Nihayet, o yıllarda Avrupa’nın en fakir ülkelerinden olan, 1974’te Salazar’ın dikta rejiminin bittiği Portekiz’de de artış 3,7 kat olmuştur.

 
Maalesef yazının başında söylediğim AB üyeliği fırsatının kaçması, Yunanistan’ın birliğe 1981 yılında, Portekiz ve İspanya’nın da 1986 yılında girmesiyle birçoklarına göre ekonominin liberalleşmesi ile başlayan Özal’lı sözde altın yıllarda makas açılmaya başlamıştır.

 
1979-1989 arası dönemde yine sabit nüfusla hesaplandığında bu sefer liderliği devalüasyon-ihracat artışı sarmalıyla İtalya devralmış ve 2,42 kat kişi başı geliri arttırırken yine o yıllarda AB rüzgarıyla ciddi atılım yapan Portekiz ve İspanya sırayla 2,19 ve 1,93 kat kişi başı geliri arttırmışlar ve Kuzey Avrupa’da yaşayan vatandaşları anavatanlarına genellikle bu yıllarda dönüş yapmışlardır. Yine %26’lık hızlı nüfus artışıyla refahını arttırmakta zorlanan Türkiye’de ise artış sadece 1,70 kat, Yunanistan’da 1,44 kat olmuştur.

 
Yine Türkiye’nin koalisyonlar dönemi olan, askeri vesayetin bütün ağırlığını hissettirdiği 1989-1999 döneminde %20’lik nüfus artışına rağmen sabit nüfus dikkate alındığında Türkiye kişi başı gelirini 1,69 kat arttırarak 90’ların ortasında Berlusconi felaketiyle tanışan İtalya’nın 1,32’lik oranıyla ve İspanya’nın 1,54’lük oranıyla önünde fakat 2,18 kat büyüyen Portekiz ve 1,85’lik oranıyla Yunanistan’ın gerisinde kalmıştır.

 
Gelelim nüfus artış hızı on yıllık süreçte %9,4’e de düşse pek çoklarına göre dev adımların atıldığı, adeta ekonmik bir mucizenin yaşandığı, 2008 finans kriziyle çöküşe geçen ve bizi örnek alan Avrupa’nın karşısındaki 10 yıllık performansımıza.

 
Evet, bu dönemde yaşanan 2001 krizine rağmen Türkiye’nin kişi başı geliri sabit nüfusla 2,36 kat büyümüş ama ülkeyi bir şirket gibi düşünürsek varlıklarının çoğunu satmış, reel sektör yerine finans sektörünü büyütmüş, hane halkı borcunu kat be kat arttırmıştır. Bu dönemde 2008’e kadar emlak balonuyla büyüyen İspanya 2,08 kat, Olimpiyat oyunlarının ekonomiyi canlandırması ve ardından üretimi yok edip sadece hizmet sektörüyle büyüme arayışına giren, yolsuzluk ve skandal sarmalındaki Yunanistan bile 2,26 kat, Portekiz 1,85 kat ve nihayetinde uzun yıllardır büyük politik çalkantılar yaşayan İtalya ise 1,70 kat kişi başı gelirini arttırmıştır.

 
En nihayetinde 40 yıllık genel tabloya baktığımız zaman Türkiye ne dönem dönem söylendiği ve sanıldığı kadar kötü yönetilmiş, ne de kimi dönemler söylendiği kadar mucizeler yaratmıştır. Son kırk yılın kişi başı gelir şampiyonu yine sabit nüfus hesabıyla İspanya (35,7 kat), ardından 33,9 kat eşit oranla Portekiz ve Türkiye, sonra 27,6 kat ile Yunanistan ve en son 21,1 katlık oranla İtalya’dır.

 
Eğer ekonomide gerçek mucize görmek isterseniz Çin ve G.Kore örneği çok iyi incelenmelidir ama benim gibi yüksek lisansı dahi olmayan bir amatör için bu yazı bile yeterince uzun olduğundan onu başka bir yazıya saklıyorum.


Diğer bir mucize içinse Büyük Buhran’ın yaşandığı, akabinde 2. Dünya Savaşı’nın çıktığı 1930-1939 döneminde ortalama %6 olan , muhafazakarlara göre Türkiye’deki bütün kötülüklerin nedeni(!) ama ne hikmetse çok partili hayata geçişi sağlayan İsmet İnönü döneminde (1946-1950) yakalanan %11,2’lik oran iyi incelenmelidir.


1950 yılında ABD’nin %17’si kadar kişi başı gelire sahip olan Türkiye’de bu oran çok başarılı bulunan 1950-1960 döneminde ancak %20’ye çıkarken, Almanya’da %43’ten %73’e, İtalya’da %36’dan %52’ye, Yunanistan’da %18’den %25’e çıkmıştır. (kaynak:www.unece.org)

 
Yine 1998 yılında %22 olan oran 2012 yılında %21,3 ile yıllarca yerinde saymıştır. (http://data.worldbank.org/indicator/NY.GDP.PCAP.CD)

 
Sonuç olarak, Türkiye iyi yönetildiği takdirde nüfus artış hızının düşmesiyle beraber önümüzdeki 20-30 yıl içinde kişi başı gelirini tarihinde ilk kez ciddi şekilde arttırma olanağına sahiptir. Ancak bu bazı yetkili ve etkili kişilerin söylediği gibi ‘ara eleman’ yetiştiren, teknoloji üretemeyen bir nüfusla değil, kaliteli eğitim olanakları sunan ve yüzünü çağdaş dünyaya dönen bir Türkiye’yle mümkün olacaktır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder