Daha önce Pelé mi Maradona mı diye
tartışılırdı. Pelé’yi çıplak gözle izleyen insanlar bu dünyadan göçtükçe bizim
gibi Maradona’yı izleme şansına kavuşmuş nesiller için bu sefer de Maradona mı
Messi mi tartışması başladı.
Evet, istatistiklerde Messi’nin tartışılmaz
bir üstünlüğü olduğu doğru. Barcelona A takımında 10 yıl içinde oynadığı 277
maçta 243 gol atması maç başına 0,88 ortalama demek ki bu gerçekten inanılmaz.
Yalnız pek çok konuda olduğu gibi ‘gelmiş
geçmiş en iyi futbolcu kimdir?’ sorusunu sorarken istatistiklerin ötesinde işin
içine liderlik, karizma, sıradışılık gibi öznel vasıfları katınca benim cevabım
‘tabii ki Maradona’ oluyor. Şimdi de nedenlerini karşılaştırmalı olarak
açıklamaya çalışayım…
Bundan birkaç yıl önce Almanların ünlü
forveti Gerd Müller bir röportajında eskiden oynanan futbolda adam adama
markajın çok ön planda olduğunu ve o zamanlar defans oyuncularının forvetlere
göz açtırmadığını söylemişti. Bu kesinlikle doğru. Bugün yapılan fauller çok
daha sert bir şekilde cezalandırılıyor ve forvet oyuncuları daha bir
dokunulmazlık kazanmış durumdalar. Yalnız şu da doğru ki futbol eskisine göre
çok daha hızlı da oynanıyor ve atletik özellikler daha önemli. 1982 yılındaki
Dünya Kupası’na bugün PTT 1. Lig’den bir takım gitse belki yarı finale kadar
çıkar. Koşu mesafeleri de buna paralel olarak yıllar içinde sürekli artış gösteriyor. Maradona’ya
1982 Dünya Kupası’nda İtalya maçında tam 23 faul ve 1990’da bütün turnuva
boyunca 50 faul yapılmış ki her ikisi de şu ana kadar kırılamayan rekorlar. Cüneyt
Çakır’ın bugün leblebi gibi çıkardığı kırmızı kartları eskiden hakemler kolay
kolay çıkaramazlardı.
Messi Barcelona’da doğmuş, orada parlamış ve
muhtemelen de kariyerini orada bitirecektir. Oysa Maradona 1982’de Barcelona’ya
o zamanın rekoru olan 5 milyon Pound’luk bir transfer ücretiyle gelmiş ve
ardından 1984’te yine bir rekor olan 6,9 milyon Pound’luk transfer ücretiyle
Napoli’ye geçmiştir. Burada benim şahsen hayranlık duyduğum şey bir şehri, bir
ülkeyi ve bir yaşam tarzını değiştirecek cesarete sahip olmaktır. Bunun da
ötesinde gittiği şehrin bir kahramanı ve sembolü haline gelmektir.
Ben İtalya’da 5 yıl yaşadım ve hala da sık
sık gider gelirim. Kuzey ve Güney arasında iflah olmaz bir uçurum vardır.
Sosyal, ekonomik, kültürel, iklim, doğa şartları vs. neredeyse siyahla beyaz
gibidir bazen. Maradona işte on yıllarca aşağılanan, hakir görülen Güney’in
başkaldırısının adeta bir sembolü ve kahramanı olmuştur. O zamana dek hep
zengin Kuzeylilerin tekelinde olan lig şampiyonluğunu (scudetto) iki defa 1986/87
ve 1989/90 sezonlarında Napoli’ye getirmeyi başarmıştır. Üstelik bunu yaptığı
dönemde dünyada futbolun merkezi İtalya’ydı ve Barcelona – Real Madrid gibi iki
kutuplu değil, Inter – Milan – Juventus gibi üç kutuplu bazen Roma’nın da araya
sızdığı bir ligden bahsediyoruz.
Bana izlediğim en güzel takım hangisiydi
diye sorarsanız Sacchi’nin teknik direktörü olduğu Gullit – Rijkaard – Van
Basten – Ancelotti – Baresi – Donadoni – Maldini – Tassotti – Costacurta –
Evani ve Massaro gibi yıldızların olduğu 80’lerin sonundaki Milan derim. Diğer
tarafta 1988/89’da rekor şampiyonluğun geldiği Matthaus, Brehme, Berti,
Bergomi, Zenga ve Serena ’lı müthiş Inter ve
kadrosunda o yıllarda Laudrup, Rush, Conte, Scirea, Cabrini ve kalede Tacconi
gibi yıldızların olduğu bir Juventus’a karşı bizim Maradona yanında bir dönem
Carnevale ve Bruno Giordano, bir dönem de Careca ve genç bir Zola’yla bu iki
lig şampiyonluğuyla beraber araya bir de UEFA Kupası sıkıştırmıştır 1989’da.
Gelelim Messi’ye. Uzun yıllar karşısında tek
rakip R.Madrid (bu sene A.Madrid bir renk getirdi sonunda) ve aynı takımda
çocukluktan beri bir arada oynayan, İspanya milli takımının da belki uzun
yıllar unutulmayacak başarılarla dolu kadrosunun belkemiğini oluşturan Xavi,
Iniesta, Pique, Fabregas, Sergio ve Pedro gibi futbolculardan oluşan bir
makinenin kuşkusuz en önemli dişlisi ama sadece bir dişli. Çünkü Barcelona
bizim gibi geçmişe bazen fazla takılan futbol romantikleri için belki değil ama son
yılların en başarılı takımı.
Messi inanılmaz güzellikte goller de atıyor
ama Maradona’nın 1986’da İngiltere’ye attığı 2. gol 2002 yılında FIFA’nın
düzenlediği bir ankette yüzyılın golü seçiliyor ve günümüzde de sonucun
değişeceğini sanmıyorum. Aynı maçta attığı ve Tanrı’nın Eli olarak adlandırılan
gol ise Fransız Le Monde’un çok güzel yazdığı gibi ‘Yarı Melek, Yarı Şeytan’
sıfatını Maradona’ya doğrusu çok güzel yakıştırıyor. İngiltere’yi o maçta
mağlup eden Arjantinliler aynı Güney İtalyanların Kuzey’e karşı verdiği gurur mücadelesi
gibi Falkland Savaşı’nda incinen ulusal onurlarını kurtarmış gibi
hissediyorlar. Başrolde de yıldızların kutsadığı adam Maradona. Aşağıda hem bu izlemekten hiç sıkılmadığım golü hem de spikerin nasıl kendinden geçtiğini görebilirsiniz.
Aynı şekilde
kader İtalya’daki 1990 Dünya Kupası’nda da Arjantin ve İtalya’yı hem de Napoli’de
yarı finalde bir 3 Temmuz günü karşı karşıya getiriyor. Maradona’nın kaptanı
olduğu Arjantin İtalya’yı penaltılarla elediğinde tribünlerin bir kısmı İtalya,
bir kısmı da Maradona sevigsinden dolayı Arjantin’i destekleyerek statlarda
ender görülecek bir bölünme yaşanıyor.
Bir de bu karşılaştırmanın tabii ki sözü
açılmışken milli takım boyutu var. Burada da Messi’nin istatistiksel olarak bir
üstünlüğü söz konusu. A Milli takımda Maradona oynadığı 91 maçta 34 gol atarken
Messi şu ana kadar oynadığı 93 maçta attığı 42 golle Maradona’yı geçmiş
durumda. Tabii Maradona’nın spor otoritelerine göre pozisyonu ‘ileriye dönük
orta saha oyuncusu’ ama buna karşılık Messi ‘forvet’. Yine de bunu bir tarafa
bıraksak bile, Maradona tartışmasız bir şekilde 1986 Dünya Kupası’nın yıldızı
ve kupanın kazanılmasının mimarıdır. Messi bu yıl ilk kez bu mutluluğu yaşama
şansına çok yaklaştı ama yanında R.Madrid’de müthiş bir sezon geçiren Di Maria,
yine Barcelona’nın önemli oyuncularından Mascherano, PSG’nin yıldızlarından ve
turnuvanın ciddi hayal kırıklıklarından birisi olan Lavezzi, R. Madrid’in eski,
Napoli’nin yeni forveti Higuain gibi çok şöhretli futbolcular olmasına rağmen
Jules Rimet kupasını kaldıramadı.
Bir de Maradonalı Arjantin şampiyon olduğu
zaman yanında kimler vardı bir bakalım; en kariyerlisi o dönem Barcelona’da top
koşturan 30 yaşındaki Valdano ve artık 33 yaşına gelmiş Fiorentina’da oynayan 1978’in
yıldızlarından Daniel Passarella. Diğer futbolcuların hepsi 2-3 istisna hariç
Arjantin’de oynuyor. Yani nerede bugünkü değeri yüz milyonlarca Euro eden
Arjantin milli takımı, nerede 1986’daki milli takım.
Bunun tek açıklaması liderlik. Dediğim gibi
Messi çok iyi bir takım oyuncusu, mütevazı ve saha içinde neredeyse hiç
sinirlenmeyen, beyefendi ve çocukların örnek alabileceği bir futbolcu. Öte
yanda Maradona, özel hayatında büyük karışıklıklar yaşamış, uyuşturucu ve alkol
sorunlarıyla boğuşmuş, sivri diliyle her zaman büyük tepki çekmiş ve
çocuğunuzun örnek almasını istemeyeceğiniz bir insan. Ama nasıl ki Jean Paul
Belmondo beyazperdede canlandırdığı serseri ve uçarı karakterlerle yakışıklı ve
bebek yüzlü Alain Delon’dan daha karizmatikse Maradona’da da futbol oynadığı
yıllarda insanları stada ve televizyon başına çeken müthiş bir büyü vardı.
Öyle olmasa biri usta yönetmen Kusturica
tarafından olmak üzere hakkında filmler, belgeseller yapılır mıydı? Maradona siyasi duruşuyla da 80 sonrası neoliberal politikaların bütün dünyayı sarmasıyla siyasetten de çok uzaklaşan yeni neslin tersine Chavez ve Castro'yla kurduğu kişisel dostluklar, Bush hakkındaki ağır demeçleriyle de sadece basit bir 'topçu' olmadığını kanıtlıyor. Bir de geçen gün RTE'nin yanındaki o absürd topluluğun içinde sırıtan Tanju'ya bakıyorum da 'Allah herkese helalinden futbolcu nasip etsin' demeden geçemiyorum.
Aslında çok
büyük bir yokluktan gelen, doğru düzgün bir eğitimi olmayan, Tanrı’nın ona
bahşettiği yeteneği aynı zamanda çok da çalışarak parlatan bu adamın her şeyine
tabii ki saygı duymayabilirsiniz ama oynadığı dönemin en büyük yıldızlarından
Lineker meşhur İngiltere maçı sonrası şunları söylemiştir:
‘Diego o ikinci golü bize attığı zaman,
içimden alkışlamak geldi. Daha önce hiç böyle bir his yaşamamıştım. Sadece
önemli bir maç olduğu için değil. Böyle bir golü atmak imkansızdı. O bütün
zamanların hem de açık farkla en büyük futbolcusu. Gerçek bir fenomen.’
Son sözü de bu yazının en iyi yardımcı erkek
oyuncusu Lionel Messi’ye bırakayım:
‘Bir milyon yıl futbol oynasam Maradona’ya
yaklaşamam bile. İstediğimden de değil, çünkü bu mümkün değil. O gelmiş geçmiş
en büyük futbolcu.’
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder