1980
darbesi Türkiye için maalesef çok acı bir dönüm noktasıdır çünkü 70’li yıllarda
benzer sosyal ve politik atmosferlere sahip İtalya, Yunanistan, İspanya ve
Portekiz gibi ülkeler içinde İtalya haricindekiler 80’li yıllarda Avrupa
Birliği’ne üye oldular. O zamana kadar da bu ülkelerde kişi başı gelir
Türkiye’den fazlaydı ama üyelikten sonra aradaki makas gittikçe açıldı.
Ecevit’in ‘onlar ortak, biz pazar oluruz’ söylemi, 70’li yıllarda yaşanan
siyasi karmaşanın ardından 1980 darbesiyle işbaşına gelen askeri hükümetin
demokrasiyi askıya alması ve tabii ki hiçbir Avrupa Birliği ve demokrasi
kaygısının olmaması Türkiye’ye çok ağır bedeller ödetti. Aşağıdaki tabloda onar
yıllık aralıklarla beş ülkenin kişi başı gelirindeki değişimleri gösterip
analiz etmek istiyorum:
Yunanistan
İtalya Portekiz İspanya Türkiye
1969 1.284$ 1.813$
766$ 1.078$ 561$
1979 5.491$ 6.735$
2.716$ 5.615$ 2.073$
1989 7.387$ 16.128$
5.882$ 10.348$
2.810$
1999 12.639$ 21.258$
12.473$ 15.487$
3.943$
2009 28.907$ 35.251$
22.084$ 31.782$
8.528$
Kaynak:http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_countries_by_past_and_future_GDP_(nominal)_per_capita
Daha
iyi fikir vermesi açısından bu ülkelerdeki nüfus değişimlerini de irdelemek
lazım:
Yunanistan
İtalya Portekiz
İspanya Türkiye
1969 8,8 M 53,5 M
9,1 M 33,4 M 34,4 M
1979 9,5 M 56,3 M
9,7 M 37,1 M 43,5 M
1989 10,1 M 56,7 M 9,9 M 38,8 M 54,9 M
1999 10,9 M 56,9 M
10,2 M 39,9 M
66,3 M
2009 10,8 M 58,1 M
10,7 M 40,5 M
72,5 M
Gördüğünüz
gibi bir zamanlar kendimize gerçekçi bir hedef olarak belirleyebileceğimiz
ülkeler arasında nüfus artış hızı Türkiye kadar yüksek olup da 40 yıl içinde
bırakın iki katından fazla arttıran, %25’lik bir artış yaşayan bile yok. Zaten
bana göre AB’nin Türkiye’yi üye olarak istememesinin dini ve kültürel farktan
çok daha önemli iki tane nedeni var:
1-
Avrupa Parlamentosu’nda nüfusa dayalı oy oranı olduğu
için özellikle Almanya ve Fransa’nın kendi oy güçlerini kaybetmek istememeleri
ve Türkiye’nin nüfusunun azalarak da olsa artmaya devam etmesi,
2-
Çok karışık olan Ortadoğu, İran ve Kafkas ülkelerine
komşu olmak istememeleridir.
Bütün
dünyada soğuk savaşın sürdüğü, sağ-sol kavgalarının yaşandığı, petrol ambargosu
ve Türkiye için üstüne üstlük Kıbrıs Harekatı’nın cezalandırıldığı 70’li yıllar
yağ ve benzin kuyruklarıyla ekonomik bir facia gibi hatırlanmakla birlikte sabit nüfus hesabıyla bu
yıllarda İspanya’nın kişi başı geliri 5,8 kat artarken 2. sıradaki Türkiye’nin
kişi başı geliri 4,7 kat, aynı şekilde 1974 harekatıyla askeri cuntadan
kurtulan Yunanistan’ın (Yunanistan’a demokrasiyi getirdik, inşallah bir gün
bize de gelir) 4,6 kat, Kızıl Tugaylar ve diğer terör örgütleriyle zor yıllar
geçiren ‘anni di piombo’ yani kurşun yıllar olarak anılan bu dönemde İtalya’nın
3,9 kat artmıştır. Nihayet, o yıllarda Avrupa’nın en fakir ülkelerinden olan,
1974’te Salazar’ın dikta rejiminin bittiği Portekiz’de de artış 3,7 kat
olmuştur.
Maalesef
yazının başında söylediğim AB üyeliği fırsatının kaçması, Yunanistan’ın birliğe
1981 yılında, Portekiz ve İspanya’nın da 1986 yılında girmesiyle birçoklarına
göre ekonominin liberalleşmesi ile başlayan Özal’lı sözde altın yıllarda makas
açılmaya başlamıştır.
1979-1989
arası dönemde yine sabit nüfusla hesaplandığında bu sefer liderliği
devalüasyon-ihracat artışı sarmalıyla İtalya devralmış ve 2,42 kat kişi başı
geliri arttırırken yine o yıllarda AB rüzgarıyla ciddi atılım yapan Portekiz ve
İspanya sırayla 2,19 ve 1,93 kat kişi başı geliri arttırmışlar ve Kuzey
Avrupa’da yaşayan vatandaşları anavatanlarına genellikle bu yıllarda dönüş
yapmışlardır. Yine %26’lık hızlı nüfus artışıyla refahını arttırmakta zorlanan
Türkiye’de ise artış sadece 1,70 kat, Yunanistan’da 1,44 kat olmuştur.
Yine
Türkiye’nin koalisyonlar dönemi olan, askeri vesayetin bütün ağırlığını
hissettirdiği 1989-1999 döneminde %20’lik nüfus artışına rağmen sabit nüfus
dikkate alındığında Türkiye kişi başı gelirini 1,69 kat arttırarak 90’ların
ortasında Berlusconi felaketiyle tanışan İtalya’nın 1,32’lik oranıyla ve
İspanya’nın 1,54’lük oranıyla önünde fakat 2,18 kat büyüyen Portekiz ve
1,85’lik oranıyla Yunanistan’ın gerisinde kalmıştır.
Gelelim
nüfus artış hızı on yıllık süreçte %9,4’e de düşse pek çoklarına göre dev
adımların atıldığı, adeta ekonmik bir mucizenin yaşandığı, 2008 finans kriziyle
çöküşe geçen ve bizi örnek alan Avrupa’nın karşısındaki 10 yıllık
performansımıza.
Evet,
bu dönemde yaşanan 2001 krizine rağmen Türkiye’nin kişi başı geliri sabit
nüfusla 2,36 kat büyümüş ama ülkeyi bir şirket gibi düşünürsek varlıklarının
çoğunu satmış, reel sektör yerine finans sektörünü büyütmüş, hane halkı borcunu
kat be kat arttırmıştır. Bu dönemde 2008’e kadar emlak balonuyla büyüyen
İspanya 2,08 kat, Olimpiyat oyunlarının ekonomiyi canlandırması ve ardından
üretimi yok edip sadece hizmet sektörüyle büyüme arayışına giren, yolsuzluk ve
skandal sarmalındaki Yunanistan bile 2,26 kat, Portekiz 1,85 kat ve nihayetinde
uzun yıllardır büyük politik çalkantılar yaşayan İtalya ise 1,70 kat kişi başı
gelirini arttırmıştır.
En nihayetinde
40 yıllık genel tabloya baktığımız zaman Türkiye ne dönem dönem söylendiği ve
sanıldığı kadar kötü yönetilmiş, ne de kimi dönemler söylendiği kadar mucizeler
yaratmıştır. Son kırk yılın kişi başı gelir şampiyonu yine sabit nüfus
hesabıyla İspanya (35,7 kat), ardından 33,9 kat eşit oranla Portekiz ve Türkiye,
sonra 27,6 kat ile Yunanistan ve en son 21,1 katlık oranla İtalya’dır.
Eğer
ekonomide gerçek mucize görmek isterseniz Çin ve G.Kore örneği çok iyi
incelenmelidir ama benim gibi yüksek lisansı dahi olmayan bir amatör için bu
yazı bile yeterince uzun olduğundan onu başka bir yazıya saklıyorum.
Diğer
bir mucize içinse Büyük Buhran’ın yaşandığı, akabinde 2. Dünya Savaşı’nın
çıktığı 1930-1939 döneminde ortalama %6 olan , muhafazakarlara göre Türkiye’deki
bütün kötülüklerin nedeni(!) ama ne hikmetse çok partili hayata geçişi sağlayan
İsmet İnönü döneminde (1946-1950) yakalanan %11,2’lik oran iyi incelenmelidir.
1950
yılında ABD’nin %17’si kadar kişi başı gelire sahip olan Türkiye’de bu oran çok
başarılı bulunan 1950-1960 döneminde ancak %20’ye çıkarken, Almanya’da %43’ten
%73’e, İtalya’da %36’dan %52’ye, Yunanistan’da %18’den %25’e çıkmıştır.
(kaynak:www.unece.org)
Sonuç olarak, Türkiye iyi
yönetildiği takdirde nüfus artış hızının düşmesiyle beraber önümüzdeki 20-30
yıl içinde kişi başı gelirini tarihinde ilk kez ciddi şekilde arttırma
olanağına sahiptir. Ancak bu bazı yetkili ve etkili kişilerin söylediği gibi
‘ara eleman’ yetiştiren, teknoloji üretemeyen bir nüfusla değil, kaliteli
eğitim olanakları sunan ve yüzünü çağdaş dünyaya dönen bir Türkiye’yle mümkün
olacaktır.